Vamos A La Playa (2. Sezon)
Sirena’s Whisper’ın beşinci sayısında Paris’te düzenlenen bir sergiyi konu alıyor ve moda ve kostüm tarihi müzesi Palais Galliera’daki La Mode en Movement’ı geziyordu. İnsanla deniz ilişkisindeki ayrılmaz unsur olan mayonun geçirdiği evrim, aynı yerde aynı adla düzenlenen devam sergisinin de konusu olunca, deniz keyfinin tarihine dair izleri takibe devam ettik.
Sadece adece başlıktaki cümle bile insana pozitif çağrışım yaptırmıyor mu? Anlamı “Plaja gidelim.” Bu öneriye “Hayır” demek hep zor olmuştur. Ne Eiffel Kulesi ne Angkor Tapınağı ne de Efes harabeleri onun kadar çok kitlesel hareketliliğe sebep olmamıştır. Yaz birçoğu için plaj demek. Ayaklara yapışan kumlar, ideal rahatlığı bir türlü bulamayan şezlonglar, ozon etkisiyle giderek daha tehlikeli olan güneş ve bir sürü tanımadık çıplak insan. Kimsenin bunlara aldırdığı yok. Biz en iyisi yine de plaja gidelim; hem de yüz yıl öncesindeki plaja.

Fiziksel aktivitenin gelişimi ve modern sporun doğuşunun kökenlerini 18’inci yüzyılda İngiltere’deki açık hava eğlence aktivitelerinden hoşlanan aristokratlara dayandıran La Mode en Movement, İngiliz etkisinin gölgesinde kalan Fransız toplumunda da önce seçkin ler ardından diğer sınıfların benimsemesiyle aynı yola girdiğini anlatıyor. 19’uncu yüzyılda Fransız sosyal politikasının temelini oluşturan hijyen teorileri, halkı sağlık amacıyla spora teşvik etmiş. Böylece hem erkek hem de kadının bedeniyle olan ilişkisi değişmeye başlamış. Her türlü spor pratiğinin doğasında olan hareket kavramı, o zamandan bu yana hiç durmayan kıyafet ve aksesuarların gerekli evrimine ve adaptasyonuna neden oluyor.
ABD’nin 1946’da Pasifik Okyanusu’ndaki Marshall Adaları’nda nükleer bomba denemeleri yapması, o adalar arasındaki Bikini atolunun adını öne çıkarmış, birkaç gün sonra Paris’te yeni ürününün tanıtımını yapan Louis Réard iki parçalı mayo tasarımı için bu ismi seçmişti. Onun bikinisi denemesi yapılan bombadan daha fazla ilgi çekip nükleer denemeden daha çok kinanınca moda dünyası bu sözcükle tanışmıştı.
Oysa işin evveliyatı vardı ve La Mode en Movement sergisinin ikinci sürümü tarihin derinliklerinde yol almaya devam ediyordu. Serginin geneli aynı temayı farklı ürünlerle yansıtıyordu ve bir bakıma Palais Galliera’nın koleksiyon zenginliğini vurguluyordu.
Turover’nin 1939 ürün kataloğunda, Vogue’un Mayıs 1940 Amerika baskısında da kullanılan Bouet- Willaumez çizimleri yer alıyor ve plaja giderken sahip olmak gereken eşyaları bone, sandalet, kemer, kulaklık ve plastik oyuncaklar diye sıralıyor. Bouet- Willaumez savaş sonrası dönemde de Vogue için çalışmış ve Hollywood’un stil yaratıcıları arasında yer almış bir çizer.
Daha da gerilere gittiğimizde 1890’larda plaja giderken mayo kullanılmadığı ancak bu aktiviteye özgü bir giyim tarzı geliştiğini görüyoruz. Döneme dair çizimler ve giysi örnekleri şapka, şemsiye ve yelpaze kullanımının neredeyse zorunlu olduğunu gösteriyor. Yaz tatili kavramının yeni yayıldığı bu döneme dair bir demiryolları afişi, son iki yılda iki yüz bin kişinin denize girme keyfiyle tanıştığı bilgisi yer alıyor. Bu gelişme Fransa’nın demiryolu şirketi için ticari bir fırsat olarak görülmüş ki, Foncillon ya da Pontaillac’a gitmek üzere bilet alanları birçok etkinliğin yanında plajların da beklediği duyuruluyor. Oysa 1830ʻlarda plajlar teşvik edilmekten çok yasaklarla anılan yerlermiş. 1837 tarihli bir afiş Granville plajlarında uyulması gereken kuralların özel plaj polisi tarafından dikkatle denetlendiği konusunda halkı uyarıyor. O yıllarda plaja gitmiş olsanız şu yasaklarla karşılaşacaktınız: Plajlar üçe ayrılmıştı. Kadınların ve erkekler ancak polisin belirlediği yerlerde denize girebilir, çıplak erkeklere ise apayrı bir bölge tahsis edilirdi. Erkek plaj giyimi kurala bağlıydı ve iki parça olmak zorundaydı. Sadece kabinde soyunulabilirdi. Erkeklerin kadınlara ayrılan bölgeye yaklaşması kesinlikle yasaktı. Valilik tarafından atanmış bir doktor denetiminde olmak zorunluydu. Yetkili makamlardan izin kartı almadan plajdaki kapalı mekanlara girmek yasaktı. Plaj bölgesinde hayvan ya da araba yıkamak mümkün olmadığı gibi herhangi bir eşya da bırakılamazdı. Sadece belirtilen kıyılardan denize girilebilirdi. Kabin ve bank kullanımı ücrete bağlıydı. Polisin uygun göreceği cezaya itiraz edilemez, çocukların yapabileceği yaramazlıklardan ebeveyn sorumlu olurdu.
Yani 1830ʻlarda halka “Denize gitmeden önce bir daha düşün” diyen devlet, aynı yüzyılın sonlarına doğru “Denize gitmeyen kalmasın” der gibiydi.