İnternet sitemizde çerezlerden faydalanılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.
DRAG
GERİ DÖN SIRENA'S WHISPER

Maçunanın Gölgesindeki Kasaba: Seyne-Sur-Mer

Côte d’Azur, Akdeniz kıyılarındaki en büyük turizm markası olsa da Güney Fransa’nın tek zenginliği değil. Kuytuda kalmış birçok göz alıcı kıyı kasabasından biri olan Seyne-sur-Mer, adi nadiren anılıyor olsa bile aslında Côte d’Azur efsanesinin başladığı nokta. Tarihi çok eskilere gitmiyor ama modern tarihi çok zengin ve kendine has dokusu neredeyse hiç bozulmamış.

Toulon’dan kara yolu yerine kısacık bir deniz yolculuğunu tercih edenler, ünlü askeri limanı geçip ilk iskeleye doğru ilerlediklerinde kıyıda kurulmuş bir sanayi mirasıyla karşılaşıyor. Seyne-sur-mer limanının girişinde bir zamanlar gemilere ağır yük yüklemede kullanılan dev bir maçuna başka bir dünyanın kapısı gibi duruyor. Limandaki tekneler arasından doğrudan kasabanın merkezine inildiğinde ise o kapı ardına kadar açılıyor. Dolayısıyla kendi teknesiyle bu limana uğrayanlar için de unutulmaz bir manzara sunduğu kesin.

Seyne-sur-mer Fransız rivierasındaki birbirinden ünlü turistik kasabalardan çok farklı ve hiç afra tafrası olmayan, alabildiğine kendine has, küçücük bir yerleşim. Yüz ölçümünün küçüklüğüyle ters orantılı olarak Avrupa’nın en büyük tiyatro eserleri kütüphanesi burada gizli. Gizli olan sadece Bibliothèque Armand Gatti değil. Yerli balıkçıların günlük avlarından enfes lezzetler sunan minik restoranlar da kordon boyuna açılan dar sokaklar arasında gizlenmiş durumda ve hemen hemen hiçbiri turistik gösteriş havalarına girmeden hizmet veriyor.

Elbette konumundan dolayı Seyne-sur-mer de birçok benzeri gibi tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Kasabanın en dikkat çekici tarihi yapılarından biri, 17’nci yüzyıldan kalma ve Gotik mimarisiyle dikkat çeken Saint-Louis Kilisesi. Kasabanın merkezindeki Eski liman hem marina hem de balıkçı teknelerini ağırlıyor. Liman çevresinde yürüyüş yaparak bölgenin tarihini keşfetmek mümkün değil. Bu iş için sahildeki yolu takip ederek efsanevi Tamaris semtine doğru yürümek gerekiyor. Bu yoldaki ilk keşif kasabanın biraz dışındaki doğa severler için mükemmel bir seçenek olan Côte Bleue doğal parkı. Burada yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilir ve doğanın tadını çıkarabilirsiniz ama yine keşfetmiş olamazsınız. Çünkü bulunduğunuz yerin aslında turizm sektörünün doğduğu yer olduğunu kimse söylemez.

Tamaris 19’uncu yüzyıl sonunda Osmanlı Sarayı adına çalışan Michel Paşa adlı bir denizcinin eseri. Paşa 1855’ten itibaren Osmanlı İmparatorluğu sahillerini deniz fenerleriyle donatmış ve hizmetinin karşılığında fenerleri işletme hakkı almış. Yıllarca İstanbul’da yaşadıktan sonra edindiği büyük serveti doğduğu topraklarda İstanbul Boğazı benzeri bir yer yaratmak için harcamış. Bu dar koyun iki yakasını egzotik ve oryantal yalılarla süsleyip, oteller ve iki kumarhane kurarak sadece tatillerde gidilen bir yerleşim konsepti yaratmış. İki yaka arasında çalışan vapurların adlarını da Istanbul ve Bosphore koymuş. En azından bu bilgi bile her gördüğünüzü yeniden anlamlandırmaya ve bu garip geçmişe dair ipuçları toplamaya yetiyor. Koyun en dibi ise 30-40 metrelik darlıkta bir kumsal. Michel Paşa’nın hayali burada bir kanal açıp gerçek bir boğaz yaratmakmış. O mümkün olmamış ama Seyne-sur-mer’e enfes bir gizli plaj kazandırmış. Yani burada plaj bile gizli. Keşfetmek ayrı bir keyif veriyor.

Plajın hemen yanında yer alan kafe ve restoranlar ise bu küçük kasabanın bile merkeze sadece birkaç kilometre mesafede bir sayfiye bölgesi olduğunu gösteriyor. Semtin mimari dokusu neredeyse tamamen Michel Paşa’nın eseri. Onun bıraktığı izler arasında bu evler dışında Okyanus Bilimleri Enstitüsü de var. 1890’larda yayımlanan Tamaris’in yerel gazetesinde yöreyi anlatan makale Michel Paşa’nın marifetini şöyle yansıtmış: “Şu engin arazilerin sahibi kaprisli yüce kişi… Şu mültimilyoner paşa… Kendisiyle ilgilenilmesinden hiç hoşlanmaz. Kendisi değil, bu şahane toprak parçası önemlidir onun için. Doğrudur. Bir bataklıktan yaratmıştır burayı. Ve o bu toprağı hem doğayla hem sanatla şımartmıştır.”

Tamaris’de tepeye kondurulmuş olan İtalyan mimarisi örneği, 3700 metrekarelik üç katlı saray yavrusu konak günümüzde bir sanat merkezi olarak işlev görüyor. Güncel sanatlara dair, özellikle kavramsal boyutu öne çıkan sergilere ev sahipliği yapıyor.
Tekneyle gelmeyenler için farklı standartlarda konaklama olanakları buluyor. Airbnb çoğu ziyaretçi için ilk tercih; çünkü burada buralı gibi zaman geçirme şansı sunuyor. Hôtel Mercure marinayla iç içe ve tam anlamıyla o meşhur maçunanın gölgesinde yer alıyor. Oda manzaraları da harika. Hotel Les Jardins d’Agathe, deniz manzaralı odaları ve şık tasarımı ile konforlu bir konaklama arayanlar için ideal. Ayrıca, daha uygun fiyatlı konaklama seçenekleri arayanlar için yerel pansiyonlar ve daire kiralama hizmetleri de bulunuyor.

Seyne-sur-mer’in çevresinde keşfedilecek pek çok yer var. Komşu şehir Toulon, tarihi limanı ve canlı atmosferiyle ilk görülecek yer. Ayrıca Porquerolles Adası’na yapılan günlük turlar da oldukça popüler. Seyne-sur-mer’deki Balaguier Kalesi o yılların tanığı olan diğer tarihi bir yapı. İçindeki müze de kulelerinden birinde hizmet veriyor. Kale 1636 yılında Toulon kentinin savunma sistemini güçlendirme amacıyla yapılmış. Aynı zamanda hem tarih hem sanat hem de denizcilik müzesi olarak kullanılıyor. Müzenin koleksiyonları arasında farklı boy gemilerde kullanılan toplar, forsaların kullandığı araçlar ve geçmiş çağlarda kullanılan navigasyon cihazları da bulunuyor. Müze kapsamında her yıl bir de büyük sergi düzenleniyor. Bölge ve denizcilik tarihiyle ilgili çok geniş bir arşive sahip olması da kurumu araştırma merkezi olma işleviyle buluşturmuş durumda.

Dar sokakları, her gün yeniden kurulan pazar yeri, panjurlu evleri ve balıkçı limanıyla tam bir Akdeniz kasabasında öncelikli yerel ürün olan portakal reçeli ve kruvasan yemek hem yerliler hem de turistler için bir kahvaltı ritüeli. Kahvaltı sonrası 2. Dünya Savaşı koşulları nedeniyle bölgeye kaçan sanatçıların izlerini sürmek de mümkün. Bunların arasında Bertolt Brecht, Egon Erwin Kisch ve Ludvig Marcuse gibi önemli yazarlar var. Burada tatil yapmayı seçen bir başka ünlü şahsiyet de Tamaris diye bir kitap da yazmış olan George Sand.
Kasabanın yerlştiği doğal liman, tarih boyu önemli olmasının yanında Fransa açısından güncel bir stratejik bölge olma özelliğine sahip. Yaşamı boyunca Avrupa tarihini şekillendiren Napolyon Bonapart da bu yörede iz bırakanlardan. Fransa’nın Kuzey Afrika’daki kolonileri için öncelikli liman kenti haline gelmesiyle Cezayir’in sömürgeleştirilme hareketinde önemli rol oynamış bu liman halen en büyük uçak gemisi Charles de Gaulle’a da ev sahipliği yapıyor ve bu dev gemi turistlere gezdiriliyor. Sonuçta Toulon bağlantılı bir Seyne-sur-mer gezisi, sayısız sürpriz barındırdığından yolu buraya düşenlerin rotasına dahil olmayı fazlasıyla hak ediyor.