Deniz efsaneleri
Mustafa Gürbüz Beydiz denizcilik kültürünün tarihsel izlerini araştıran bir akademisyen olarak konuya sanat tarihi kadar mitoloji perspektifinden de bakıyor. Özellikle tarihi ahşap gemiler üzerindeki süslemelerinin motifsel sembolik dilini çözmeye çalışan Beydiz’in çok sayıda makale ve kitabı bulunuyor. “Talassofobi’nin Mitolojik Temelleriyle Biçimlenen Gemi Süslemeciliği” başlıklı makalesi ise deniz kültürünün boyutlarının ne kadar genişleyebildiğini gösteriyor.
Kültlerin biçimleri zaman içinde değişebiliyorsa da amaçları benzer inanışlara hizmet edebiliyor. Korunmak, kutsanmak, şeytan kovmak, kötülüklerden uzak kalmak güdüsü insanoğlu için hep var olmuş. Zaman içinde yaşanan biçim değiştirmeler ise kültürel farkların ortaya çıkmasını sağlamış. Kültürel miras kah anlatılar kah sanat eserlerine yansımalarıyla araştırmacılara yol göstermeye devam ediyor. Deniz kültürü özellikle kıyılarda yaşayan toplumların hayati öğesi olduğundan mitlerin denizi yüceltip tanrısallaştırmasına şaşmamalı. Denizin insanoğlu için anlamını mitler üzerinden yorumlamak da bir tür geçmiş zaman aklını keşfetme serüvenine dönüşüyor.

En eski zamanlarda tanrılar adına veya kötülüklerden korunma amaçlı kurban edilen hayvanlar birer külte dönüşmüştü. Kutsal kitaplar Hz. Nuh’un tufana karşı inşa ettiği gemi sayesinde canlı türlerinin kurtulduğunu yazar. Sümer destanı olan Gılgameş de ölümsüzlük otuna sahip olabilmek için yeraltı denizindeki Utnapiştim’e ulaşıldığından bahseder. Yani insanoğlu yaşamın sürekliliğini denizlere hükmedip onun gücünü aşmaya bağlı görmüştür. Anlatılar denizi ürkütücü olarak yansıtır. Deniz insanları da hep denizden bereket ve merhamet diler. Pagan inanışlarında deniz yaratıkları birer canavardır ve korku doğurur. Tüm bunlar deniz korkusudan (talassofobi) korunma yolları aramayı doğurmuş, mitlerin yerini zamanla tasvirler ve ahşap oymalar almıştır. Denizciler teknelerinde taşıdıkları süslemelerin kendilerine şans getireceğine inandıkça ahşap tekneler suların sanatsal yapıtlarına dönüşmüştür.

Avustralya’daki Aborjin mitlerinde deniz tanrısına Tangaroa denir ve balıkların, deniz canlılarının ve sürüngenlerin atası olduğuna inanılır. Denize açılmadan önce onu hoşnut etmek çok önemlidir. Çin mitlerindeki deniz tanrısının adı Yu Kiang’dır ve aynı zamanda cennetin de hâkimidir. Tasvirlerde balık vücutlu ve iki ejdere binerken betimlenir. Japon Şinto mitoslarında ise deniz tanrısının adı Riyujin oluverir. Gel-git olayını düzenleyen mücevherleri vardır ve silah olarak kullanabilmektedir. Mezopotamya’da nehir ve akarsuların yeraltındaki kaynağının bir okyanus olduğuna inanılır. Apsû adlı bu yeraltı okyanusu bilgelik tanrısı Enki’nin de bulunduğu yerdir.
Mitoloji dendiğinde ilk akla gelen Yunan ve Roma mitlerinde de denize dair birçok tanrısal varlığa rastlanır. Poseidon denizlerin ve depremlerin tanrısıdır ve Roma döneminde Neptün adını alır. Zeus’un babası olan Kronos ile Reia’nın çocuğudur ve denizlere hükmetme kudreti ona verilmiştir. Üç çatallı zıpkınıyla denizleri kabartır, topraktan veya kayalıklardan su fışkırtır. Rüzgârlar ondan habersiz eser ve denizde fırtına olursa ortalığı sakinleştiren ve güneşi çıkartan da odur.

Türk mitlerinde ise deniz tanrısı iki farklı isimle anılır. Bunlardan ilki Ak Ata, diğeri ise Talay Kan’dır. Ak Ata, suların koruyucu olması nedeniyle yaşamı temsil eder. Soyluları ve liderleri simgeler. Şaman inancına göre gerektiğinde balığa dönüşebilir. Talay Kan ise Altay toplumlarında bir deniz ruhu olarak görülür. Evi on yedi denizin birleştiği yerdedir. Ona çeşitli kurbanlar verilmesi gerekir. Özellikle üç yaşını doldurmamış ala veya kızıl boğa tercih edilir. Ruhların en güçlüsüdür. Ak Ata erkesi özelliklere sahipken Talay Kan uzun boylu, uzun saçlı, iri göğüslü bir kadına benzer.
Gemilerin pruva ile pupa bölümlerinde kullanılan kültlerin, mitolojinin izlerini taşıyor olması garip karşılanmamalı. Gemilerin kutsal sayılan renklerle boyanması ve ağaç oyma heykellerle korunması inanç sistemleri değiştikten sonra da sürmüş. Gemi baş figürlerinin ne zaman pruvaya yerleştirilmeye başlandığı bilinmese de ele geçen arkeolojik bulgular yaklaşık altı bin yıl öncesine işaret ediyor. Tekneyi denize indirme törenlerinde kurban kesme geleneğinin Osmanlı Devleti’nde sürdüğü düşünüldüğünde belki de insanlığın en uzun sürmüş geleneklerinden birinden söz ettiğimiz ortaya çıkıyor.

Tarih boyu insanoğlu bazı hayvanları kutsal saymış ve önemli günlerde kurban ederek manevi huzur aramış. Bir yandan da onları kültleştirip sanat eserine dönüştürmüş. Örneğin aslan figürü sembolik olarak hızlı, cesur, savaşçı ve yönetici bir güce sahip olması nedeniyle gemilerde tercih edilmiş. Aslan hemen hemen her kültürde kendine rol biçilen bir simge olagelmiş. Yunan mitoslarında Herakles’in Nemea aslanını öldürmesi, Tevrat’ta Samson’un bir aslanı kol gücüyle ikiye ayırması ilk akla gelen örnekler. Bu sahnenin Amsterdam Het Scheepvaartmuseum’da sergilenen bir kayık dümenini süslüyor olması ise mitolojinin halen yaşadığını gösteriyor olsa gerek.