Bir Kadın Bir Deniz
Başarılı bir acil tıp doktoru olan Rike’nin tek başına çıktığı yelken yolculuğunda hayatının en büyük ahlaki çıkmazını yaşamasını anlatan Styx, geride bıraktığımız Dünya Kadınlar Günü’ne bir selam duruşu. 2018 yapımı film, bu sayıda sizi solo yelkenci Rike ile tanıştırırken denizin gücüyle kadının azmini buluşturuyor.
Geçmişe bakacak olursak karşımıza birçok ilham veren kadın denizci çıkıyor. İlk kadın solo okyanus yelkencisi Maud Fontenoy, Atlantik Okyanusu’nu tek başına geçerek denizlerin derinliklerine cesaretini taşıyan bir kahraman olarak özgürlüğün ve azmin simgesi haline gelmişti. Ellen MacArthur ise yetmiş bir gün süren dünya turunda okyanusları aşarken, denizin enginliğinde sadece fiziksel değil, aynı zamanda çevresel bir yolculuk da yapmış, bu büyük başarıyla doğanın korunmasına dair güçlü bir çağrı yapmıştı. Isabelle Autissier, Vendée Globe’un sert sularına yelken açarak, solo yelkenciliği bir sanata dönüştürmüş, her dalgada kadınların gücünü, cesaretini ve direncini kanıtlamıştı. Bu kadınlar denizlerin sınırsızlıklarında kaybolmadan, kendi rotalarını çizerek, yalnızca okyanusları değil, insan ruhunun derinliklerini de keşfetmişlerdi.
Filme dönecek olursak, kahramanımız Rike bağımsız, disiplinli ve özgüvenli bir kadın olarak karşımıza çıkar. Acil servis doktoru olarak çalışan Rike, soğukkanlı ve çözüm odaklıdır. Doğaya ve denize olan tutkusu, onun korkusuz ve kararlı yapısını yansıtır. Yelkenlinin sistemine olan hâkimiyeti ve tek başına Cebelitarık’tan başlayarak Atlas Okyanusu’na çıktığı bu yolculuktaki cesareti büyük bir ilham kaynağıdır. Tek başına yakalandığı fırtınayı büyük bir soğukkanlılıkla atlatması, seyirciyi kendisine hayran bırakır. Ancak karşılaştığı göçmen teknesi krizi, onun vicdanı, yardım etme isteği ve kendi sınırları arasında sıkışmasına neden olur. Başlangıçta kontrol sahibi ve güçlü bir karakter gibi görünse de zamanla çaresizlik, vicdan azabı ve sistemin duyarsızlığı karşısında kırı gan bir hâle gelir.

Film boyunca Rike, insanın etik sorumlulukları ve güçsüzlük hissiyle yüzleşmesini temsil eder. Başlarda her şeyi kontrol edebileceğini düşünen, sistemli biridir. Ancak denizde kontrol edemediği bir felaketle karşılaştığında gerçek dünyanın kaotik doğasıyla yüzleşmek zorunda kalır. Bu insanın planladığı düzenin dışına çıktığında nasıl çaresiz kalabileceğinin göstergesidir.
Filmde birçok farklı tema işlenir. Bunların en çarpıcı olanı ise göçmen krizi. Batı dünyasının göçmen krizine duyarsız yaklaşımının sert bir eleştirisi olan öyküde Rike bireysel olarak yardım etmeye çalışırken, sistemin kayıtsızlığıyla karşılaşır. Sahil Güvenlik sisteminin trajediye soğukkanlı ve gecikmeli bir tepki yevermesi bürokratik yapıların kriz anlarında nasıl tersiz kaldığını gösterir. Rike göçmenleri kurtarmak istese de yetkililer ona müdahale etmemesi gerektiğini söyler. Böylece bireyin etik sorumluluğuyla otoritenin kuralları arasındaki çelişki ortaya çıkar.
Film düzenin krizlere uzaktan bakma ve seyirci kalma eğilimini vurgulayarak bireysel vicdanla toplumsal kayıtsızlık arasındaki uçurumu gözler önüne serer. Filmin sonunda yardımın gelmesini sağlayan ise Rike’nin kendini riske atarak teknesinin sinyallerini kapatması olur. Bu durum, toplumdaki sınıfsallaşma ve ayrışmanın ciddiyetini vurgularken “her insan değerlidir” inancının zalimlikle karşılaşmasını yansıtır.
Bu noktada Rike’nin ciddi bir ahlaki savaşa sürüklendiğini görürüz. En büyük içsel çatışması, göçmenlere yardım etme isteğiyle kendi güvenliği arasında sıkışıp kalmasıdır. Başlangıçta, sistemin hâlâ işleyebileceğine inanarak sahil güvenliğini arar, ancak yardımin gecikmesi onu kendi başına harekete geçmeye iter. Teknesiyle yaklaşmayı denerken, göçmenlerin paniğe kapılıp teknesine doluşabileceği korkusuyla geri çekilir. Bu da onun etik sorumlulukla hayatta kalma içgüdüsü arasındaki mücadelesini gösterir. Ancak göçmen teknesinden bir çocuğun yüzerek ona ulaşması Rike’yi trajedinin içine çeker ve onu tamamen değiştiren bir an olur. Artık görmezden gelme şansı kalmamıştır. Kingsley’i kurtarsa da sistemin duyarsızlığı karşısında hâlâ büyük bir çaresizlik ve vicdan azabı içindedir. Bu değişimin metaforik bir ispatını, Kingsley’in Rike’yi denize attığı sahnede görürüz.
Film boyunca Rike olayları kontrol etmeye çalışan bir figürdür. Ancak sonunda Kingsley tarafından denize atılması, onun da nihai olarak çaresizleştiğini ve kontrolü tamamen kaybettiğini simgeler. Kingsley için ise bu hayatta kalmak adına kendini savunma refleksiyle gelişen bir tepkidir.
Hayatta kalmak için her şeyin mübah olduğu bir ortamda, Kingsley artik yalnızca içgüdüleriyle hareket etmektedir. Bu sahne, travmanın bireyleri nasıl dönüştürdüğünü ve hayatta kalmanın bazen en temel dürtülere indirgenebileceğini gösteren güçlü bir psikolojik anı temsil eder. Son sahnede Rike sahil güvenlik gemisinde sessizce otururken, yüzünde donuk bir ifade vardır. Şok, tükenmişlik ve derin bir vicdan azabı içindedir. Başlangıçta düzenli, kontrollü ve çözüm odaklı bir birey olarak gördüğümüz Rike, olayların ağırlığı altında ezilmiştir. Kontrol yanılsaması tamamen çökmüş, sistemin ve bireysel çabalarının yetersizliği karşısında tükenmiş hissetmektedir.
Film Rike’nin içsel dünyasında yaşadığı yıkımı göstererek seyirciyi de aynı vicdani sorgulamaya sürükler: Gerçekten ne yapabilirdik? Ve aslında, insanlık olarak zaten çok mu geç kaldık?