Beş denizden beş ada
Edebiyat ve sinemaya sık sık malzeme olan, tarih boyu Ütopya teorilerinin üzerinde kurulduğu adalar yaz turizminin en verimli hizmet sunucuları. Hiç kimse ıssız bir adada ömür boyu kalmak istemez ama sınırlı süreler için en cazip
olanaklar da adalarda bulunuyor. Birinden birinde yaza rastlayacağınız ise kesin.
Rönesans’ın düşünce tarihine yansımasının örneklerinden olan Campanella’nın Güneş Ülkesi adlı kitabında Cenovalı bir kaptan, yazarın ütopik devlet anlayışını dile getirir. Kaptan, ideal yaşam koşullarını ve her talebi karşılayan yönetim sistemini Toprabana adlı düşsel bir adada bulmuştur. Aynı ondan üç asır sonra ütopyalanını bir adada buluşturan Thomas Moore gibi.
Ada düşüncesinin cazibesi muhtemelen alışılmış yaşamdan kopmayı çağrıştırmasına bağlı. Robinson Crusoe gibi zorunlu ikamet kurbanı biri bile düştüğü adada küçük bir cennet yaratabildiği içinn olsa gerek ada dendiğinde akla önce Dr. Moro yerine keyifli manzaralar geliyor. Adalarla dair bir gerçek de üstlerindeki yaşamın en yakın kara parçasındakinden bile farklı olması. Dolayısıyla bir seyahate gidildiğinde farklı bir atmosfer daha yaşamak isteyenler için mükemmel fırsat sunuyorlar. Bu sayıda beş ayrı denizin kültür ve iklimini yansıtan beş ada seçtik.
Karayipler’de Cayo Levisa (Küba)
Tropik bir ada zihinde hep olumlu şeyler canlandırır. Maceraperest istekler, okyanus manzaraları, bilinmedik meyveler, süslü kokteyler, hamak uykulan, batan güneşin eşlik ettiği palmiye gölgeleri getirir akla. Oysa gerçekten öyle midir? Tropik ama soktu mu bayıltan sivrisinekleri, kanalizasyon kokulan ve Çürümüş ananaslardan ibaret bir adaya düşmek de mümkün. İnsan bir tropik adaya ilk kez gidiyorsa ya şansını denemek üzere tesadüflere güvenmiştir ya da güvenilir bir tavsiye almıştır. İşte bu öyle bir tavsiye.
Mavi mi yeşil mi karar vermekte zorlanacağınız renklere boyanmış gibi duran enfes Karayip denizi ve beyaz olduğuna kesin emin olacağınız kumsallar. Rüya gibi denize sallanan palmiyeler ve yemyeşil bir bitki örtüsü içinde sadece yirmi kadar kulübe olan Cayo Levisa, Küba’ya gidenlerin kaçırmaması gereken bir nokta. Havana’da geçireceğiniz günlerden ikisini ayırmanız ve bir araba kiralamanız yeterli. Iki saat mesafedeki Cayo Levisa hayattan tamamen kopuk, denizden çıkanın yendiği, gitardan çalanın dinlendiği, meditasyon yapmak için özel bir çaba gerektirmeyen lüks ve şatafattan uzak bir turistik tesis barındırıyor. Yol üzerindeki kasabaların yerellik dışında fazla bir özelliği yok ama üreticisinden Havana purosu almak için Pinar del Rio’da durulabilir. Buradan S. del Rosario yoluna saparak 70 km.

ilerideki kuzey sahiline ve iskeleye ulaşılıyor. Zamanı kısıtlı olanlar bu yol yerine Havana’dan N de Vinales istikametine giderek, 45 km’lik kısa ve daha az ilginç yolu tercih edebilir.
Gözden ırak ama gönüllerde taht kuracak kadar güzel minik bir ada olan Cayo Levisa’da meraklıları denizin altının da üstü kadar güzel olduğunu görecekler. Şnorker ya da tüple dalmak için profesyonel ekipman, sualtı rehberi ve tekne hizmeti veriyorlar. Minik ada üzerinde tek işletme olduğundan rezervasyon yapmadan gitmek riskli. Rezervasyonu da Havana’da kaldığınız otele yaptırabilirsiniz.
Soru: Cayo Levisa’da ne yapılır?
Yanıt: Yan gelip yatılır.
EGE DENİZİ’nde Santorini (Yunanistan)
Santorini’de yılın başındaki deprem aktivitesi ziyaretçilerini azaltsa da bu oran yüzde yirmi civarında kaldı. Kikladların bu en popüler adası, yine de Avrupa’dan turist çekmeyi başarıyor ve sıcak ve renkli sonbahar geceleri sürüyor. Bozulmamış yerel mimarinin yarattığı beyaz tablolar, Ege Denizi’nin başta rengi olmak üzere, yakından tanıdığımız tüm nimetleri ve en sıcak günlerde bile püfür püfüresen rüzgâr, bir tatilden beklenenleri yeterince karşılıyor.
Ege adalanında ulaşım, uçakla olduğu kadar deniz yoluyla da yapılıyor. Başka adaları gezerken buralara uğramak isteyenler feribot, deniz otobüsü ve balıkçı teknesi arasında tercih yapabiliyor. Büyük feribotlar yıl boyu sefer aksatmadan işliyor. Adalar arasında hemen her ziyaretçisini tatmin ederek geri yollayanların başında ise Santorini geliyor. Lüks tutkunları için her tür arz var ama adanın karakteristiği Akdeniz estetiğini yansıtan küçük aile pansiyonları. Turizm tek geçim kaynağı olduğundan, belli standartların altında pansiyon bulmak zaten mümkün değil. Adalıların turistlere yaklaşımı gayet sevecen ve fiyatlar da gayet makul.

Santorini kent merkezi volkanik bir tepenin üzerinde olduğundan denizle ilişkisi oldukça az. Deniz yoluyla gelenler yukarıya doğru zorlu bir merdiven tırmanışı ya da eşek yolculuğu yapmak zorunda. Merkez niteliğindeki tüm kartpostalları süsleyen yer Fira yerleşimi. Gece hayatının da oldukça hızlı olduğu bu kalabalıktan uzak kalmak isteyenlerin tercihi ise Oia oluyor. Santorini kendini Atlantis olarak pazarlıyor. Her ne kadar bu yönde bir bulguya rastlanmamışsa da Homeros tanık gösterilerek anlatılan efsane, buraya dünyanın her yanından turist çekmeyi başanıyor. Akdeniz’in hemen her noktasındaki tarihi ve kültürel doku ile mutfak nimetleri Santorini’yi diğer adalardan bir adım öteye taşıyor. Kalacak yer ararken en doğrusu alışverişe çıkar gibi yapıp, birbiri ardına sıralı otel ve pansiyonlardan kendinize özel bir yer bulmanız.
Soru: Santorini’de ne yapılır?
Yanıt: Bir motosiklet kiralayıp köşe, bucak gezilir.
ATLAS OKYANUSU’nda Itaparica (Brezilya)
Brezilya’nın Okyanus kıyılarında da güzelliği başka yerlerle kıyaslanmayacak bir doğa ve yaşam var. Samba ve Bossanova’nın doğduğu Bahia de Salvador şehrinin hemen karşısındaki Itaparica adası birçok güzelliği bir arada bulundurması bakımından iyi bir örnek. Adaya Salvador’dan feribot ya da katamaranla ulaşmak mümkün. Adada farklı standartlarda konaklama tesisleri (pousada) var. Aratuba kasabasının girişindeki Zimbotropic, basit, sade, ucuz, doğayla iç içe bungalovlar sunuyor. Dünyanın en güzel Club Med’lerinden biri de burada. Cana yakın halkı, bembeyaz kumsalları, enfes deniz mahsulleri ve kulağınızı hiç terk etmeyen Olodoom müziğiyle bambaşka bir ortamda kendi ortamınızın hayallerini gerçekleştirmek için sayısız fırsat var.

Okyanus kıyılarında çok güçlü hissedilen gel-git olayı sabah geçtiğiniz yerden akşam geçememenize yol açabilir ama aynı doğa olayı, sabahları çekilmiş olan suyun zemininden envai çeşit mercan ve kabuklu hayvan kalıntısı toplamaya da olanak sağlıyor. Itaparica geniş kumsalları ve palmiye ormanlarıyla “tropik ada” kavramının tipik örneklerinden. Brezilya’ya Avrupa’dan yapılan uçuşların çoğu güneydeki Sao Paolo’ya gidiyor. Diğer bölgeler gibi Salvador’a da iç hatlarla uçmak gerek. ABD’den ise direkt seferler bulunuyor.
Soru: Itaparica’da ne yapılır?
Yanıt: Çevre köyler ve Ihla Freda adası gezilir, yoruldukça hamakta güneşlenilir.
AKDENİZ’de Sicilya (İtalya)
Çizmenin ucundaki ada, kendine özgü gelenekleri, mimarisi, coşkusu ve halkıyla aslında kuzey İtalya’nın tam bir antitezi gibi. Sicilya akla ilk önce mafyayı getiriyorsa da aslında İtalya’da yaşayan birçok kişinin tatil yeri tercihi. Daha çok orta sınıfa hitap ediyor olması adanın genelini pek cazip kılmıyor ama Cathania ve Taormina her gezgini cezbedebilecek özelliklere sahip. Wagner’in görünce vurulduğu antik tiyatro, bir kartal yuvası gibi tepelerin üzerinde kurulu köy, asansörle inilen Paradisio plajları ve sahildeki Naxos kasabasıyla Taormina kaçırılmamalı. Köhne görkemli yapıları, meşhur operası ve 18. yüzyıl mimarisiyle Cathania da sürprizler barındırıyor. Merkezi kent Palermo ve hemen tepesindeki Orta Çağ kökenli Monreale ise adanın görülmeye değer diğer noktaları.

Sicilya’ya münferit olarak gidenler, Palermo ya da Cathania’dan tura başlamak zorunda. Palermo en büyük kent. Başta trafik ve kalabalık olmak üzere, birçok özelliğiyle diğer Akdeniz başkentlerini andıriyor. Cathania ise Akdeniz’de bir İtalyan adasında olunduğunu çok daha keskin hissettiriyor. Bir doğa harikası olan Etna yanardağı da şehre ayrı bir güzellik katıyor.
Soru: Sicilya’da ne yapılır?
Yanıt: Bir araba kiralayıp, bütün ada gezilir.
HİNT OKYANUSU’nda Lombok (Endonezya)
Lombok Bali’nin doğu komşusu. Bali’ye varmak için, Ekvator’un on derece kadar altına inmek gerekiyor. Bali’yi görmemiş olanlara burada başka bir ada tavsiye etmek pek doğru olmayabilir belki ama Bali’yi görenler de kendilerini her yeri görmüş saymamalı. En yakınındaki ada olmasına rağmen Lombok bu ünlü komşusundan çok farklı. Bali’den “bemo” adı verilen minibüslerden kiralayarak, yaklaşık iki saatlik mesafede, adanın doğu kıyısındaki Padangbai’a gidenler,
buradan feribota’a binebiliyor. Bu en ucuz ve en yerel ulaşım yolu. Selaparang havaalanından da adaya ve büyük otel zincirlerinin en konforlu halkalarının birbiri ardına dizildiği Lombok Strict’e ulaşmak mümkün.

Konserve gibi istiflenmiş bir sürü insanla birlikte bilmediği bir yerden bilmediği bir başka yere gitmenin keyfini yaşamak isteyenler için feribot yolculuğu beş saat sürüyor. Lombok, Bali’ye göre daha az turistik olduğundan yerli halkın yaşam tarzını izleme şansı var. Pirinç ve tütün tarlalanı arasından uzayıp giden yollarda dolmuş minibüsle çalışıyor. Bunlarla yapılan yolculuğun çok rahat olduğu söylenemez ama tam bir gezgin deneyimi. Sonradan gelen yolcular, önce gelenlerin kucağına oturabiliyor. Daha içlerdeki ulaşım araçları ise at arabası ve motosiklet. Lombok bu yazıda konu aldığımız diğer adaların hepsinden çok farklı. Adanın içlerindeki köylere doğru ilerledikçe, benzersiz deneyimler yaşamak mümkün. Yeterince derinlere girdiğinde bir köye ilk gelen yabancılar olma ihtimaliniz bile var. En önemli geçim kaynaklanından birinin balıkçılık olması, deniz mahsullerine meraklı olanları heyecanlandırabilir. Doğa aşıkları da şelalelerden geçip, maymun ormanlanına varınca tatmin olacaktır. Liman ve kasaba merkezleri gibi kalabalık yerler yankesicilik tehlikesi barındırdığından dikkatli olmak gerek. Lombok, biraz maceraperest turistlere göre bir yer.
Soru: Lombok’ta ne yapılır?
Yanıt: Deniz kıyısından vazgeçip, adanın içlerinde, yerel yaşam ve kültür keşfine çıkılır.