İnternet sitemizde çerezlerden faydalanılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.
DRAG
GERİ DÖN SIRENA'S WHISPER

Alabildiğine İtalyan

Dünyanın bazı noktaları diğerlerine göre daha romantiktir. Doğa ve tarih gibi birinci derecede önemli turistik değerlerin yanına bir de güzel mutfak eklendi mi, seyahat renk değiştirir. Hindistan’da şaraptan yana, Guatemala’da da yemekten yana pek şansınız yoktur örneğin. Oralarda gün batıp da akşam çökünce ne yapacağınız belirsizdir. Ama Güney İtalya’da, hele ki çizmenin batı yakasında Amalfi Körfezi’ndeyseniz, akşam programları değişmez. Aklınızdaki tek soru, nerede ne yenip içileceğidir.

İtalyanlar bölgeye kısaca “Campania” diyor. Güney İtalya’nın en rağbet gören körfezi. Suç oranı ve dünyaca ünlü kapkaççılarıyla sabıkalı olan Napoli bu bölgenin ana kapısı. İtalya’nın en kozmopolit metropolünde Afrika ve Mağrip ülkelerinden göçen birçok kişi yaşıyor. Avrupa’da alışılmış düzen ve kent disiplininin burada olduğunu söyleyemeyiz. Trafikteki araçlanın büyük bir kısmının kaportasının vuruk olması da kaza oranlarının göstergesi. Bütün bunlara rağmen kendine has Italiano havası herkesi rahatlatıyor, hayatı ciddiye aldırmayıp yaşamdan keyif almayı öne çıkartıyor.

Bir Napolililin hayatının önemli bir bölümü Vespa Üzerinde geçiyor. Onlar için gidecekleri yere bir an önce gitmek, en güzel kızı terkiye atmak ve rüzgârı yüzünde hissetmekten önemlisi yok.

Napoli’deki karmaşa kentten ayrılıp Napoli Körfezi’ne doğru uzandıkça yerini huzura, birbirinden güzel koylara ve lükse bırakıyor. Daracık dağ yollarıyla ulaşılan Positano, Amalfi, Ravenna ve Sorrento gibi küçük sahil kasabaları arasında gezinmek, ünlü spagetti ya da pizza napolitana’yı tadarak bölgeye has mutfağı yerinde keşfetmek, Martini, Massaccio, Panicale, Bellini, Tiziano, Boticelli gibi ressamların eserlerinden oluşan koleksiyonuyla, görkemli Capodimento Kraliyet Sarayı’nın müze bölümünü gezmek, San Martino’da Napoli’nin barok dönemiyle tanışmak; bütün bunların üstüne marinada bir kafede oturup buz gibi bir limoncello içmek “İyi ki buraya geldim” demek için yetiyor da artıyor.

Salerno istikametindeki ilk çıkıştan dokuz kilometre sonra auto strada’yı terkedip, inanılmaz güzellik ve ebatlardaki Pompei antik kentini gezmek de mümkün. Vezüvün zamanında yok ettiği ama bugün aynı yanardağın kentle birlikte seyre doyum olmayan bir manzara yarattığı Pompei, tarihle hiç ilgilenmeyenleri bile kendine hayran bırakıyor.

Amerika’yı keşfeden tacirlerin Peru’dan 16’ncı yüzyılda Campania bölgesine getirdikleri domates, bölge mutfağının ana maddesi. Bölge 15’inci. yüzyıldan beri de makarna üretip tüketiyor. En klasiği de Rigatoni con Ragu Napoletano (boru tipi makarna, prosciutto, havuç, sarmısak, kereviz ve soğan). Napoliten mutfağın diğer önemli keşfi de mozzarella. Onun kökeni de ilginç; Hindistan’a dayanıyor. 7’nci yüzyılda formülü ele geçiren İtalyanlar mozzarella’yı keşetmiş ve taze hali pek marketlerde bulduğumuza benzemeyen harika bir lezzet yaratmışlar. Spiedini di Mozzarella, pişmiş biberle karışık, Scaloppine Caprese ise ince et, domates ve sarmısakla karışık halleri. Daha fazla iştah kabartmak istemem ama aynı zenginlik tatlılarda da devam ediyor. Kısacası bu bölge gözler kadar damaklara da hitap ediyor.

Sorrento, Positano ve Amalfi, denize dik inen uçurumlardan oluşan sahil şeridinin en önemli üç yerleşim merkezi. Bu üçlü, sunduğu deniz manzaralanı kadar efsaneler bakımından da zengin. Nehirlerden mürekkep akan devirlerde çizilmiş siluetleri, Capri adasından yüzerek gelen denizkızları, kayalarda oturmuş şarap içen sirenler ve meleklerin buluşma noktası gibi özellikleri inandırıcı olmasa da mitolojik ifade tarzı böyle oluyor. Sonuçta bugünün gerçekçi turistik gözüyle de oldukça ilginç ve romantik manzaralar var.

Napoliten Riviera adının çağrıştırdığı hemen her unsuru sergilemekte usta. Amalfi Körfezi yaklaşık elli kilometre uzunluğunda ama dar sahil yolu ve yoğun trafik yaz sonuna kadar ulaşımı aksatıyor. Arkanızda bıraktığınız her koy, mavinin bir başka tonuyla bir sonraki koyda rastlaşacağınızın müjdesini veriyor. Tek sorun, denize ulaşmak için kat edilmesi gereken yokuşlar. Daha doğrusu denize ulaştıktan sonra geri dönmek biraz acıklı olabiliyor. Çünkü Amalfi ve Positano dik tepelerin üzerinde kurulu kentler ve sahille arasında büyük bir uçurum var.

Positano’nun şehir merkezine otomobil giremiyor. Plaj, katedral, çarşı, restoranlar ve barlar bu bölgede. En gösterişli ve pahalı oteller de burada. Palaccio Murat en büyüğü. La Sirena ve Il Giardino ise buraya özgü villa-otel örnekleri.

Diğer şehirleri gezmek için karayolu tek çare değil. Positano rıhtımından Sorrento, Amalfi ve Capri’ye feribot seferleri ve tekneyle ulaşım olanakları var. En büyük sorun ise özellikle Positano’da park yeri bulmak. Kalacağınız otel bu işi ayarlayacağından önceden bu sorunla boğuşmayın. Ama otoparka neredeyse otel kadar para vereceğinizi hesap edin.

Buraların incisi Amalfi ise yetmiş bin nüfuslu küçük bir kasaba olmasına rağmen 11’inci yüzyıldan beri ülkenin deniz gücünün önemli bir merkezi olmuş. Bu yüzden kent müzesi oldukça zengin ve ilginç. Duomo meydanındaki katedral, sadece denizden ulaşılabilen mağara Grotta dello Smeraldo ve şehir dışındaki Villa Bizantina, ilk görülmesi gerekenler. Amalfi çarşısındaki tarihi yapılanın içinde yer alan St. Michael şarap evi de bu gezilerden sonra nefeslenmek için ideal bir nokta.

Positano’nun üzerine takılı gibi duran bir köy olan Montepertuso, biraz güneydeki Praiano ve Amalfi yolundan sapıp tepeye çıkınca karşınıza çıkan Ravenna’yı görünce ise bu bölgenin gerçek bir şarap ülkesi olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü denizi dik kesen tepelerin ardındaki vadi olduğu gibi bağlarla kaplı. Ravenna bir sanat ve müzik şehri. Buradaki Villa Ruffalo’daki ünlü tiyatro, körfeze tepeden bakan sahnesiyle Wagner’e Parsifali yazması için ilham vermiş olmasıyla tanınıyor. Ravenna’nın birçok sanatçıya şaraplanıyla ilham vermiş olması da ihtimal dahilinde. Tramonti, Costa d’Amalfi ve Furore, tamamen bu bölgenin üzümlerinden yapılan şaraplar. Irpinia biraz daha kuzeydoğudan geliyor. Önemli üreticilerin adlanı ise Taurasi, Aglianico, Greco di Tufo, Fiano, Falanghina diye sıralanıyor. Bölgenin şarapla anılıyor olmasının sebebi, Apenin Dağları’nın orta bölümüyle İtalya’nın Adriyatik kıyılan arasında sıkışmış verimli vadiler. Kuzeyden Tronto, güneyden Trigno nehirlerinin suladığı Marches ile Latiummedium arasındaki ülkenin en düşük nüfuslu bölgesi, tarıma dayalı ekonomiyi sürdürüyor ve bağcılık da bundan önemli pay alıyor. Greco di Tufo da buraya has üzümlerden biri ve Feudi di San Gregorio şişelerinden damaklara yansıyor.

Antik çağlardan beri gelen geleneksel Yunan ve Roma tipi tarım yöntemlerinin kullanılıyor olması belki üretimi yavaşlatıyor ama ideal iklimle birleşen hasat harika sonuçlar da doğurabiliyor. Piyasanın getirdiği koşullara direnen küçük ve cesur sayılabilecek şarap üreticileri ülkedeki endüstriyel yapıyla çatışarak da olsa işlerini sürdürüyor. Campania’da aynı yemek yeme alışkanlığında olduğu gibi şarapçılikta da geleneksel olanı koruma ve modern üretim tekniklerine karşı koyma çabası sürüyor. Bunun sonucunda yeni şaraplarda da kendine özgü bir eskilik ortaya çıkıyor.

Napoli Körfezi’nden Amalfi Sahili’ne uzanan Costiera Amalfitana bölgesi, en lüksünden küçük aile yatlarına kadar çeşitlenen Avrupa’nın en zengin deniz araçları stokuna sahip olmasından dolayı, geleneksel balıkçı barınaklanı ve romanesk mimari mirasıyla birlikte denizde de kendine has bir karışım sunuyor. Temmuz ve ağustos aylarında marina ve limanlar çok yoğunken ilkbahar ve sonbahar daha sakin oluyor ve yat gezileri için ideal ortam sunuyor. Caprese Adaları olarak anılan Capri, Ischia ve Procida ile Amalfi sahilinin renkli köyleri, yüzyıllara dayanan denizcilik geleneğine sahip. Bazı marinalar ultra lüks yatlara odaklı, diğerleri ise daha küçük ölçekli aile işletmeleri. Balıkçı köylerinde de yatçılara hizmet sunuluyor. Sorrento Körfezi çevresinde büyük tesislerden çok küçük marina ve bağlama alanları yaygın. Bölgelere göre öne çıkan marinalar şöyle sıralanabilir:

Marina di Napoli
Şehir merkezine yakın, büyük kapasiteli ve lüks yatlar için popüler.

Porto di Pozzuoli ve komşu marinalar
Daha sakin, uygun konaklama olanakları ve merkezi Napoli’ye ulaşımı kolay.

Marina di Amalfi
Tarihi liman, dar nıhtımlar ve daracık kıyı yoluyla meşhur, daha sınırlı kapasiteli ama sanatsal ve görsel olarak etkileyici.

Marina di Salerno
Amalfi Sahili’nin kuzey ucunda daha geniş kapasite ve hizmetler sunan bir alternatif.

Ischia Port
Çevresindeki küçük marinalarla birlikte doğal kaynaklar, termal su ve daha sakin koşullar arayanlar için ideal.

Yaz aylanında Amalfi Sahili’ndeki limanlara giriş sıkışık olabiliyor. Bu yüzden rota planı ve önceden rezervasyon yapıp teyit etmek önemli. Özellikle hafta sonları ve resmî tatillerde kalkış ve vanş saatlerini önceden planlamak gerekiyor. Amalfi ve Napoli Körfezi’nde çoğunlukla hafif meltemler ve Akdeniz tipi güneşli günler yaşanıyor. Campania bölgesinde temiz deniz ekosistemini koruyan birçok çaba gösteriliyor. Geri dönüşüm, su tasarrufu ve atık yönetiminin desteklenmesi bekleniyor. 7-10 gün arası zaman ayırarak Napoli ve çevresi, Ischia’ya geçiş, Sorrento ve Amalfi kıyılanı gezilebilir. Dar liman ve nhtımlara özen göstermeyi ihmal etmemek gerekiyor.

Kıyıda bunlar olup biterken denizin açıklarında ışıklanı göz kırpan Capri adası da elegan havasıyla bölgenin bir başka yıldızı. Siz bakmayın o ünlü şarkının “Capri, c’est fini” diyerek havasının geçtiğini iddia etmesine… Capri başlı başına başka bir uğrak noktası.