İnternet sitemizde çerezlerden faydalanılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.
DRAG
GERİ DÖN SIRENA'S WHISPER

Akdeniz’in ruhu

“Akdeniz halkları ne zaman ki zeytin ve asmayı yetiştirmeyi öğrendi, barbarlıktan kurtuldu.”
Thucydides
İ.Ö. V. yüzyıl

Akdeniz uygarlığını şaraptan daha iyi anlatan bir simge yoktur. Bu kıyılarda doğmuş, bu rüzgârları sevmiş, bu güneşle yanmış, bu denizi seyretmiştir. Baudelaire’in “Şarap, güneşin topraktan olma oğludur” sözü bile Akdeniz için söylenmiş gibidir.

Akdeniz hem güney hem kuzey coğrafyasında üzüm üretimi için son derece uygun iklimsel koşullar sergilemiştir tarih boyunca. Bütün havzanın dağlık tepelik coğrafi yapısı, bol güneşi, yeterli suyu üzüm ve şarabı oluşturmuştur. Şarap kendisine bu bölgede tanrılar bulmuş, o tannlar için tiyatrolar kurulmuş, şarap şenlikleri yapılmış, melodiler oluşturulmuştur Şarap Akdeniz’in doğu ve batı kıyıları kadar kuzey ve güneyini de birleştirmiştir.

Üzümün şaraba yolculuğu Mezopotamya’da başlamış, buradan Anadolu ve Doğu Akdeniz kıyılarına akmıştır. Onun için kanunlar yapılmış, kutsal kitaplara girmiştir. Üzümü ve şarabı batıya taşıyanlar Anadolulu Enetler, Foçalılar ve Doğu Akdenizli Fenikeliler’dir. Sicilya, Korsika, Italya ve Fransa bu şekilde üzüm ve şarapla tanışmıştır ve ticareti yapılmış, dünyanın çeşitli yerlerindeki insanların aynı tatlardan keyif alması onla başlamıştır. Bu anlamda şarap hem global hem çokkültürlüdür.

Şarabın kendi kendine mayalanıp sarhoş edici bir içki olması ve bunun aslında şekerin mayalanmasına bağlı olduğu, 19. yüzyılda ünlü bilgin Louis Pasteur tarafından keşfedilene kadar bu dönüşüm tanrısal bir mucize olarak görülürdü. Şarap tanrısı olan tek içkiydi ve Dionysos da Akdenizli bir tanrıydı. Tanrılara sunulan tek içki de şaraptı. Arkeolojik buluntulara dayanarak şarap ve buğdayın gemilerle doğudan batıya taşınan ilk ürün, dolayısıyla ilk ticari mal olduğu söylenebilir. Anadolu’nun güneyinde Kaş yakınlarında bulunmuş en eski gemi olan Uluburun batığı bunun kanıtı.

Daha sonra üç Akdeniz dini ortaya çıktı. Musevilik, Hıristiyanlık ve Islam. Bu üç din de Akdeniz ve Mezopotamya kültürüne dayanıyordu. Yayılma alanları ve zeytinle üzüm gibi iki Akdenizli meyveyi üç din de kutsal sayması gibi bir ortak özellik vardı.

Günümüzde de Akdeniz şarap konusundaki bereketliliği ve çeşitliliği gösterir. Dünyanın diğer bölgelerinin aksine üç büyük dini temsil eden ülkeler şarap üretimini sürdürmekte ve düşünülmesi çok zor bile olsa şarap bu bölgede kültürleri bağlayıcı bir rol oynamaktadır. Örneğin Israil, yer yer olumsuz iklim koşullanna rağmen yüksek yerlerde koşer şarap yapmakta, Lübnan ve Türkiye gibi Müslüman ağırlıklı ülkeler de uluslararası rekabete katılmaktadır. Akdeniz kıyılarında oluşan mikroklima koşulları, özellikle Fransa’nın güneyindeki Provence bölgesi’ndeki Üzümlerin Kuzey Afrika kıyılarında da yetiştirilmesini sağlamaktadır. Nüfusunun neredeyse tamamını Müslümanların oluşturduğu üç ülke Cezayir, Tunus ve Fas’ın bağcılık ve şarapçılık konusunda gelmiş olduğu nokta inanılmazdır. Bu ülkelerde bağcılık ve şarapçılık tarihi çok eski olmakla birlikte, büyük gelişim 1880’lerden başlayarak Avrupa’daki Filoksera hastalığının bağları yok etmesi sonucu Fransızların bağ kurmasıyla başlamıştır ve şarapçılık bu ülkelerde daha çok yerel girişimciler tarafından yürütülmektedir.

Fas’tan Cebelitank Boğazı yoluyla Akdeniz’in kuzeyine geçtiğimizde dünyanın önemli bağ ve şarap ülkelerine rastlarız. Bağ alanı bakımından dünyanın ilk sırada gelen ülkesi İspanya’nın Akdeniz kıyılarında Afrika’nın kuzeyi ile benzer üzüm çeşitleri üretilir. Fransa’nın güneyi tam ona karşılık gelen Cezayir’le roze şaraplar konusunda Akdeniz’in iki yakasından kadeh kaldırmakta ve ona üzümü ve şarabı armağan eden Anadolu’nu şerefine serin rozeleri yudumlamaktadır. İtalya ile ilgili bilinen bir gerçek de yine bu ülkeye üzümün Anadolu’dan, özellikle bir Anadolu yerel halkı olduğu artık bilinen Truvalılar tarafından üç bin yıl önce getirilmiş olduğudur. Özellikle günümüz dünya şarap ticaretinde çok önemli bir rol oynayan Sicilya, yine doğudan binlerce yıl önce getirilmiş Üzümleri ve uluslararası üzüm çeşitlerini harmanlayarak Etna dağı eteklerindeki verimli topraklarda tüm Akdeniz şarapçılığını selamlamaktadır. Bu adadaki çok kültürlülük, Afrika’nın kuzeyi ve Avrupa’nın güneyi karşım tatları ortaya çıkarmakta ve biraz da bu iki kıtayı anlatmaktadır.

Akdeniz şarapçılığının bir güzel örneği de Yunanistan’dır. Bu ülke, Anadolu’dan ve Doğu Akdeniz’den batıya üzüm, şarap ve uygarlık taşıyan halkların tarih boyunca bir anlamda sığınak ve barınağı olmuş ve Avrupa bu üzümleri Yunanistan orijinli olarak tanıyıp, isimlendirmiştir. Yunan şarapçılığının büyük keyfi Ege Denizi’ndeki Yunan adalandır. Ege, Akdeniz sıcağını kuzey rüzgârları ile serinleterek Üzümün o çok sevdiği isi farklarını oluşturmuş ve yüzyıllar boyunca yalnız ticari olarak değil, enfes beyaz şarapların üretildiği Limnos, Sakız, Taşoz gibi adalar ünlenmiştir ve günümüzde de bu adalarda Anadolu’da da bulunan gül kokulu misket üzümünün ürettiği nefis şaraplar yapılmaktadır.

Hiç şüphe yok ki şarapta çok kültürlülüğün en güzel örneği, aynı zamanda da Akdeniz’in bir özeti olan Anadolu’dur. Avrupa bağcılığının kaynağı olan Türkiye, Yunan mitolojisinde şarap tanrısı olan Dionysos’un da en çok yüceltildiği, adına en çok tapinak yapıldığı ve efsaneye göre bizzat yaşadığı topraktır. 1200’den fazla üzüm çeşidiyle gerçek bir üzüm hazinesi olan bu ülkede yüzyıllar boyunca tarihin babası Herodotos’un “mis kokulu” diye tanımladığı şaraplar üretilmiş, Mevlana’nın Mesnevi’sinde Fatih Sultan Mehmet’in Avni mahlasıyla yazdığı şiirlerde şarap önemli yer tutmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu, doğuya ve batıya şarap ihraç eden en önemli merkezlerden biri olmuş ve çok kültürlülüğe hizmet etmiştir. Daha sonra gayrimüslimlerin ülkeden ayrılmasıyla bir süre gerileyen şarapçılık, 1930’larda yerel üzümleri, yabancı çeşitleri ve özel tatlarıyla geleneği yaşatmaya yeniden başlamıştır.

Binlerce yıldır insanın aklını sinsice çelip onu başka âlemlere taşıyan şarap, Akdeniz’in büyüsünü de kullanarak bu rolü oynamayı sürdürüyor. Şaraba bağlı uygarlık da Akdeniz felsefesinin ayrılmaz parçası olarak insanlıkla birlikte gelişmeye devam ediyor.